Karataş – İkimizi de Vurun Hakkında Detaylar
Karataş’ın seslendirdiği “İkimizi de Vurun” türküsü, Karadeniz’in hırçın coğrafyasını, asi ruhunu ve imkânsız bir aşkın iç yakıcı hikâyesini bir araya getiren son derece güçlü bir eserdir. Bu türkü yalnızca bir sevda hikâyesi anlatmaz; aynı zamanda Karadeniz insanının karakterini, yaşam biçimini, geleneklerini, asi duruşunu ve duygularını da satır aralarında hissettirir. Türkü boyunca kullanılan her kelime, her yöresel ifade ve her metafor dinleyiciyi Karadeniz’in sisli yaylalarına, horon seslerinin yankılandığı köylere ve deniz kokulu dağ yollarına götürür.
Türkünün en etkileyici taraflarından biri, aşkın burada sıradan bir duygu olarak değil; uğruna ölümü göze alacak kadar büyük bir tutku şeklinde anlatılmasıdır. “Bizi ayıracaklar, ikimizi de vurun” sözü aslında türkünün bütün ruhunu özetler. Burada sevgililer için ayrılık ölümden daha ağırdır. Bu cümle, Karadeniz insanının sevdiği zaman ne kadar gözü kara olabileceğini anlatırken aynı zamanda toplumsal baskılara karşı duyulan isyanı da temsil eder. Çünkü türküdeki aşk yalnızca iki insan arasındaki duygusal bağ değildir; ailelere, geleneklere, baskılara ve kaderin sert yüzüne karşı verilen bir mücadeledir.

İkimizi de vurun… Kamamın oluğunu yaptırmışım Tonya’da;
Demiş “Göndersin onu, mendilim kaldı onda.”
Köprüden geçeyiken kaydım da düştüm suya,
Şalpazarı gençleri vurmuşlar beni güya,
Ağasar’da horonda atmışlar bana güya…
Al bohçanı kop evden, yolları sardı duman;
Dedi: “Senin huyların aynı Bicoğun Osman.”
Dedi ki: “Demeklerin aynı Bicoğun Osman.”
Çalın bir yanık gayda, silahımı getirin; Bizi ayıracaklar,
ikimizi de vurun! Bizi kavuşturmazlar, ikimizi de vurun…
Kapılarında sildim yüreğimin tozunu;
Gece çöktü, kaldırdım silahın horozunu.
Taş attım, ıslık ettim; yar duymadı sesimi,
Sürmene çakısıyla açtım penceresini.
Yonca boylu Çepni kızı, dolaşırım peşine;
Dedi: “Gel kaçır beni, girdim on sekizime.”
Biz kaçtık Görele’ye dağlardan geze geze,
Meğer on beşindeymiş, aldı bizi müfreze.
Müfreze başı dedi: “Zindanda çok yatarsın.”
Haber verin dayıma, gelsin beni kurtarsın.
Yaylalarda gömülmüş Bicoğun kemençesi,
Aynı mavzere benzer o kemençenin sesi,
Parabelluma benzer o kemençenin sesi…
Türkü boyunca geçen Tonya, Şalpazarı, Ağasar, Görele ve Sürmene gibi yer isimleri esere büyük bir gerçeklik katmaktadır. Dinleyen kişi kendisini adeta Karadeniz’in köy yollarında dolaşıyor gibi hisseder. Bu detaylar türkünün samimiyetini artırırken aynı zamanda bölgenin kültürel dokusunu da yaşatır. Karadeniz türkülerinin en önemli özelliklerinden biri budur; yaşanmışlık hissi verirler. Sanki anlatılan olaylar gerçekten yaşanmış, gerçekten birileri dağ yollarında kaçmış, gerçekten birileri sevdiği uğruna silaha sarılmış gibidir.
“Kamamın oluğunu yaptırmışım Tonya’da” dizesiyle başlayan sert atmosfer, türkünün başından itibaren dinleyiciye sıradan bir aşk hikâyesi dinlemeyeceğini hissettirir. Burada kama, mavzer, parabellum gibi silah imgeleri aşkın ne kadar tehlikeli ve sert bir ortam içinde yaşandığını gösterir. Ancak ilginç olan şudur ki; türkünün içinde geçen bütün sertliklere rağmen merkezde hep sevgi vardır. Silahlar, kavgalar, kaçışlar, müfrezeler ve tehditler aslında sevdanın önüne çekilen engellerin sembolüdür.
Türkünün en dokunaklı bölümlerinden biri ise genç kızın “Gel kaçır beni, girdim on sekizime” dediği kısımdır. Bu söz, sevdiği adamla özgürce yaşamak isteyen bir kadının cesaretini gösterir. Karadeniz kültüründe kaçırma hikâyeleri, aile baskısı ve imkânsız aşklar birçok türküde karşımıza çıkar. Burada da sevdiğine kavuşmak isteyen iki insanın dağ yollarında kaçışı anlatılırken dinleyici hem romantik hem de dramatik bir atmosferin içine çekilir. Fakat hikâyenin sonunda gelen “Meğer on beşindeymiş, aldı bizi müfreze” bölümü, türkünün kaderci ve trajik yönünü ortaya çıkarır. Tam özgürlüğe ulaşıldığı sanılırken hayat yeniden sert yüzünü gösterir.
Türküde dikkat çeken bir diğer unsur ise Karadeniz müziğinin sembollerinden olan kemençeye yapılan vurgu. “Bicoğun kemençesi” ve “Parabelluma benzer o kemençenin sesi” dizeleri olağanüstü bir benzetmedir. Burada kemençenin sesi bir silaha benzetilirken aslında Karadeniz insanının müziği bile ne kadar sert, ne kadar mücadele dolu yaşadığını anlatır. Kemençe sadece bir enstrüman değildir; acının, aşkın, öfkenin ve direnişin sesidir. Bu yüzden türkünün sonunda kemençeyle silah arasında kurulan bağ, eserin ruhunu daha da derinleştirir.
Karataş’ın yorumu ise türkünün etkisini katbekat artırmaktadır. Sesindeki kırılganlık, öfke ve içtenlik dinleyiciyi doğrudan hikâyenin içine çeker. Özellikle nakarat bölümlerinde hissedilen çaresizlik ve isyan duygusu, türkünün unutulmaz olmasının en büyük nedenlerinden biridir. Dinleyen kişi yalnızca bir türkü dinlemez; adeta bir hayat hikâyesine tanıklık eder.
Bu eser aynı zamanda Karadeniz insanının ruh halini de mükemmel şekilde yansıtır. Sert doğa koşulları, dağlık coğrafya ve mücadele dolu yaşam biçimi bölge insanını duygusal ama aynı zamanda asi bir karaktere dönüştürmüştür. Bu yüzden Karadeniz türkülerinde sevda çoğu zaman hüzünle, mücadeleyle ve imkânsızlıkla iç içe geçer. “İkimizi de Vurun” da tam olarak bu ruhun eseridir.
Sonuç olarak “İkimizi de Vurun”, yalnızca bir aşk türküsü değil; Karadeniz kültürünün, asi sevdanın, özgürlüğün ve başkaldırının müzikal bir destanıdır. Her dinleyişte farklı bir duygu bırakan bu eser, hem sözleri hem hikâyesi hem de taşıdığı yoğun atmosfer sayesinde Türk halk müziğinin en etkileyici eserlerinden biri olmayı başarmaktadır. Dinleyen insanın içine işleyen tarafı da budur; çünkü bu türküde yapay hiçbir duygu yoktur. Her dize gerçek bir acının, gerçek bir sevdanın ve gerçek bir yaşam mücadelesinin izlerini taşır.
Anahtar Kelimeler: Karataş - İkimizi de Vurun dinle, Karataş - İkimizi de Vurun mp3 indir, Karataş - İkimizi de Vurun sözleri
İlk yorum yazan siz olun.